"Herşey bir günde değişebilir"

"Herşey bir günde değişebilir"
* Uzman Klinik Psikolog Güldeniz Yücelen

Kriz kelimesini ifade eden Çin sembolü, tehlike ve fırsat kelimelerini ifade eden karakterlerin birleşimidir. Yaşanan acı bir deneyimden sonra kişinin yaşadığı kayıplar tehlikeyi oluştururken, aynı zamanda bu kayıplardan birşeyler öğrenme ve olumlu bir anlam çıkarma fırsatı doğar. Hayatımızın hep sabit bir çizgide devam edeceğini varsayarız. Zihnimizin pek de aydınlık olmayan bir köşesinde bunun imkansız olduğunu bilsek de, hayatımızı sürdürebilmek ve ruh sağlığımızı korumak için faydalı bir savunma olarak, bildiklerimizin üzerini örteriz. Doğal veya insan yapımı afetler, hiç beklemediğimiz, hazırlıksız bir anımızda, kendimizi korumaya aldığımız bu kabuğu çatlatarak bizi çıplak bırakır. 18 Ağustos depremi, 11 Eylül olayları, dünyada hiç bitmeyen savaşlar ve son iki ay içerisinde yurdumuzun çeşitli bölgelerinde yaşanan sel felaketi sonucunda binlerce insanın yaşadığı ve her an yaşamakta olduğu gibi. İnsanoğlunun sürekliliğe ihtiyacı vardır. Süreklilik hissi, bir yandan faniliğimizin farkındayken diğer yandan hayatımızın ne zaman sona ereceğini bilememenin getirdiği çelişkiyi yatıştırarak, kendimizi güvende hissetmemizi sağlar. İçimizde varolan süreklilik hissi, geçmişimizi geleceğimize bağlayan bir köprü gibidir. "Şimdi" de üzerinde durduğumuz bu köprüden geleceğimizi görür ve görünen geleceğe doğru emin adımlarla yürürüz. Aslında zihnimizde canlanan bu görüntü, ölüm ve yokolma korkumuzla başedebilmek için, yaşadığımız deneyimler ve çevremizdekilerin geribildirimleri sayesinde yarattığımız öznel gerçekliğimizdir. "Dünyayı yanlış okuruz ve bizi aldattığını söyleriz" (Tagore, Serseri Kuşlar'dan, LXXV). Travmatik bir olay yaşadığımızda geçmişimizle geleceğimizi birleştiren köprüler sarsılır veya yıkılır. Varoluşumuzun sürekliliğine dair inancımız yara alır. Böyle bir durumda yaşadıklarımızı anlamlandırmakta zorluk çeker, tutunabileceğimiz kurallar bulamaz ve nasıl davranacağımızı şaşırırız. Hayattaki rolümüz değişebilir. Yeni rolümüzde bizden neler beklendiği ve ne yapmamız gerektiğini bilemeyiz. Sosyal çevreden, aile ve arkadaşlarımızdan ayrı kalmışsak kendimizi desteksiz ve yalnız hissederiz. Kendimiz hakkındaki duygu ve düşüncelerimiz değişebilir. Kendimizi her zaman olduğundan farklı hissedebiliriz. Geleceğe dair hayallerimizi kaybederiz. Tüm bunlar anormal bir duruma gösterilen normal tepkilerdir. Hayatımızın bilindik-beklenen gidişini değiştiren her olay, toplumsal bir felaket olmasa da, süreklilik köprülerini sarsabilir. Beklenmeyen, ani değişimlerin sıkça yaşandığı bir ülkenin vatandaşları olarak ufak tefek travmalara alışık olsak da son bir yıldır yaşadığımız ekonomik kriz birçoğumuzun hayatındaki süreklilik köprülerini şiddetle sarstı ve halen sarsmakta. Ekonomik krizden birebir etkilenen, örneğin işinden çıkarılan veya iflas eden kişinin hayatındaki süreklilikler kesintiye uğrar. "Para kazanan" rolünü kaybeder, iş arkadaşlarından ve iş çevresinden kopar. Değersizlik ve boşluk duygusu yaşayabilir. Peki Çin sembolünde anlatılan "fırsat" bunun neresinde? Performans ve tüketime dayalı günümüz toplumunda kendi değerimizi ölçmek için koyduğumuz kıstaslar ağırlıklı olarak dış etkenlere bağlı olduğundan dış dünyadaki sarsıntıları kendi iç dünyamızda da şiddetli yaşarız. Yaşadığımız acı deneyim, bir yandan süreklilik inancımızı zedeler veya yıkarken, diğer yandan kendi varoluşumuzu yeni baştan anlamlandırmamızı gerektirir. Yaşadığımız krizin üstesinden geldiğimizde, bu deneyimden edindiğimiz birikimle, hayata daha olumlu yaklaşıp, daha önceden göremediğimiz ayrıntıları keşfederek, hayatımızı daha dolu ve anlamlı yaşayabiliriz. Karşılaştığımız problemlere farklı yaklaşımlar geliştirerek varoluşsal bir gelişme yaşayabiliriz. Fırsatı göremiyor olmamız, fırsatın olmadığını değil, aramaya devam etmemiz gerektiğini bize söyler. · Arundathi Roy, Küçük Şeylerin Tanrısı' ndan