Yeme bozuklukları

Yeme bozuklukları
Uzman Klinik Psikolog Ayşe Altan

Son yıllarda modernleşmekte olan toplumları, özellikle de bu toplumlardaki kadınları tehdit eden bir durum yeme bozuklukları. Aslında geçtiğimiz yıllara kadar, sadece üst orta sınıfa mensup ergen ve genç kadınlarda görüldüğü düşünülen bu bozuklukların aslında toplumun daha geniş bir kesimini tehdit ettiği gözlemlenmektedir (REF). Özellikle bazı toplumlarda (sanayileşmiş batılı toplumlar) zayıflık, fiziksel güzelliğin en önemli parçası olarak görünmekte. Araştırmacılar bu eğilimin özellikle son yıllarda daha da arttığına dikkat çekmekteler. Toplumdaki güzellik ve çekicilik standartlarındaki değişimi normal yeme alışkanlıklarındaki değişiklik takip etmiştir. Normal yeme alışkanlığı, artık periyodik olarak diyet yapma olarak tanımlanmaya başlamıştır. Toplumdaki "ideal vücut ölçülerine kavuşma" isteği, diyet yapan insan oranındaki artışı, hatta hatta yeme bozukluklarının yaygınlaşmasını açıklayabilir.

Yeme bozuklukları başlıca iki grup halinde incelenebilir:

Anoreksiya Nervosa:

1-Kişi bulunduğu yas grubu ve boy uzunluğu acısından normal kabul edilen en az kilo ya da bu ağırlığın üzerindeki bir kiloyu kendisi için uygun bulmaz ya da,kabul etmez.

2-Yaş ve boy göz önüne alındığında beklenenden daha düşük bir kilosu olmasına rağmen kilo almak veya şişmanlamaktan aşırı derecede korkar.

3-Kişinin kilosu ya da vücut şeklini algılayışında bozukluk vardır. Kişinin kendini değerlendirişinde kilo ya da vücut seklinin ,olağandan çok daha fazla ve anlamsız ölçüde bir yer kaplar veya o anki kilosunun düşük olmasının öneminin farkına varamaz.

Bu rahatsızlığın kısıtlı tip (bu durum yaşanırken kişide bir anda "patlayıncaya dek" yeme ya da kendini kusmaya ya da lavman- idrar söktürücüler ile yediklerini çıkarma davranışının olmadığı) ya da bu sayılan davranışların olduğu tıkınırcasına yeme/ çıkartma tipi olarak 2 şekli vardır.

Bulimia Nervosa:
Aşırı ölçüde, adeta patlayıncaya dek, tıkınırcasına krizler halinde tekrarlayan yemek yeme nöbetlerinin olduğu bir rahatsızlıktır. Aşağıdaki iki belirti bu duruma eşlik etmektedir.

1-Kişi belirli bir sure içinde , benzer durumdaki pek çok kişinin yiyebileceği besin miktarının çok daha fazlasının tüketir.

2- Bu durum yaşanırken yemek yeme üzerine kişide kontrolün kaybı hissi olur (yemeği sonlandıramayacağı, miktarında aşırıya kaçıp, kontrol sağlayamayacağı hissi). Kişi kilo almamak için isteyerek kusma, dışkılamayı arttırıcı ya da idrar sokturucu ,yan etki olarak zayıflama yapabilecek ilaçları kullanır. Yemek yemeyi kendine yasaklayıcı tutumlar ya da normalden daha çok fiziksel aktivite ya da yoğun kültür fizik hareketleri gibi uygun olmayan telafi edici, kompanse edici davranışlar içine girer. Bulimia nervosa tanısı konması için kişinin tıkınırcasına yemek yeme ve uygun olmayan telafi davranışlarını en az 3 ay sure ile en az haftada 2 kez tekrarlamış olması gerekmektedir. Bu bozukluğun bulunduğu kişinin kendini tanımlamasında ve değerlendirmesinde, vücut sekli ve kilosu önemli bir yer tutar. Rahatsızlığın 2 tipi vardır. Birincisinde düzenli olarak kusma, idrar sokturucu ve dışkılamayı arttırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. İkinci şekilde ise kişide bunun yerine yemek yememe ya da anormal derecede fiziksel aktivite ya da vücut egzersizleri gibi alınan kalorileri telafi edici davranışlar görülmektedir.

Yeme bozukluklarının sonuçları:
Bulimik olan kişiler normal kiloda oldukları sürece hayatı tehdit edici sonuçların ortaya çıkma riski düşüktür. Ancak anoreksya ölümle sonuçlanabilen ciddi bir durumdur. Bulimik yeme bozukluğunda diş problemleri, kullanılan ilaçlara bağlı olarak şişkinlik, su tutulması ve vücutta ödemlere (şişlikler) sık rastlanır. Aşırı kusmaya bağlı olarak sıvı ve elektrolit kayıpları, halsizlik, mide problemleri, yemek borusunda aşırı kusmaya bağlı divertikül (fıtıklaşma) ve yara, aşırı ishale bağlı rektumda (kalınbağırsağın son kısmı) incelme sık görülür. Anoreksiyada ise durum daha ciddidir ve ölüm riski %4-20 arasındadır. Anoreksik kişilerde kalp hastalıkları, aşırı derecede tansiyon düşüklüğü, kolesterol yükselmesi sık görülür. Kalpte ritm düzensizlikleri ve kalp yetmezliği aşırı boyutlara vardığında ölüme neden olabilir. Anoreksik hastalarda stres hormonlarınındaki artış, östrojen hormonunun azalması ve tiroid hormonu salgısındaki bozukluklar amenore (adet görememe), infertilite (kısırlık), osteoporoz (kemik erimesi) nedeni olabilir. Anoreksik hastalar gebe kaldıklarında da artmış düşük riski, bebeklerinde gelişme geriliği ve anomali riskinde artış ile karşı karşıya kalırlar. Anoreksiya uzun süre devam ettiğinde beyinde ve sinir sisteminin diğer kısımlarında kalıcı hasarlara neden olabilir.

Yeme bozuklukları ve cinsiyet:
Yeme bozuklukları, kadınlarda erkekler göre 1.5 kez daha fazla görülür. Toplumlarda % 15 ile % 50 (ortalama % 30) oranında görülmektedir. Bunun sebeplerinden biri, kadınların özellikle ergenlik döneminde yaşadıkları bedensel değişim gösterilebilir. Bu dönemde vücuttaki yağ oranı artar, göğüsler belirginleşir ve kalçalar genişler ve birçok kadın bu dönemde kilo almaya başlar. Bu durum kişiyi toplumun belirlediği ideal ölçülerden uzaklaştırır. Yapılan araştırmalar da, diyetin özellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığını ve yeme bozukluklarının bu yaşlarda belirginleştiğini göstermektedir. Buna ek olarak, kadınlar çevreden daha zayıf olmak doğrultusunda baskı alırken, erkeklerde bu durum daha "kaslı beden" ideali haline dönüşmüş durumdadır. Bu da yeme bozukluğunun kadınlarda daha sık görülme nedenlerinden biri olarak gösterilebilir.

Yeme bozuklukları ve aile:
Aile yapıları itibariyle, hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınamayan, doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı, kişiyi bu bozuklukları göstermeye eğilimli hale getirebilir. Yeme bozukluğu olan çocukların, ailelerini daha az empatik, daha az destekleyici ve daha sorunlu olarak buldukları gözlemlenmiştir. Ayrıca bu ailelerin çocuklarından başarı beklentisinin yeme bozukluğu olmayan çocukların ailelerine göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon, alkolizm, şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp, yeme bozukluğunun olduğu, sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları, kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir. Buna ek olarak kimi ailelerde çocukların diyet yapmayı aileden model alarak öğrendikleri ve bunu hayatlarına geçirdikleri de görülmüştür.

Yeme bozukluğu ve kişilik:
Yapılan araştırmalar diyete başlayan her kilo verme döneminin sonucunun yeme bozukluğu olmadığını gösteriyor. Kişiyi yeme bozukluğu göstermeye daha eğilimli kılan bazı kişilik özelliklerinden bahsediliyor: Kontrol: Özellikle kendi hayatı üzerinde kontrol sahibi olmayan kişilerde daha sıklıklar görülür. Kişi kendisine kontrol edebileceği alan olarak kendi bedenini ve kilosunu seçer. Bu durum ilk başlarda kişiyi çok memnun eder. İlk birkaç kilo verildikten sonra tatmin daha da artar ancak sonrasında kilo vermek başlı başına bir amaç haline gelebilir. Benlik değeri: Araştırmalar anoreksiya ve bulimia hastalarının benlik değerlerinin diğer kişilere göre daha düşük olduğunu göstermektedir. Bunun nedeni, bireyin benlik değerini dış görünüşüne endekslemiş olması olabilir. Dış görünüşünün toplumsal ideallere uymaması halinde kişi kendisini değersizleşmiş hisseder ve değerini artırmanın yolu ise kilo vermektir. Kilo azaldıkça benlik değeri artar. Kimi vakalarda kişi kimlik sorunu yaşamaktadır ve kendisine kimlik olarak seçtiği durum "zayıf" olmaktır. Bu kimliğe erişme ve bunu elde tutma düşüncesi kilo vermek için motivasyonu artırabilir.

Yeme bozuklukları ve sosyokültürel faktörler:
Yeme bozukluklarının son yıllarda bu kadar yaygınlaşmasının en önemli nedenlerinden bir olarak da sosyokültürel faktörler görülüyor. Yazılı basın, Televizyon ve buna ek olarak yaşıtların ideal güzellik kriterleri (ne kadar zayıfsan o kadar güzelsindir) konusundaki baskısı kişi üzerinde önemli etkiler bırakmakta. Araştırmacılar özellikle son yıllarda dergi ve gazetelerde çıkan diyet konulu makale sayısındaki artışa dikkat çekiyorlar. Bunun dışında TV ve gazetelerde yer alan reklamlarda görülen ve ideal ölçülere tam olarak uyan modellerin fotoğraflarına maruz kalmak bir çok kadının diyete başlamasının nedenlerinden biri olarak görülüyor. Kendilerine sunulan güzellik kriterleriyle kendi bedenini kıyaslayan kişi sonunda kendini yetersiz, çirkin hissedip diyet yapmaya başlıyor. Kimi durumlarda bu ölümüne girişilen bir zayıflama sürecine dönüşebiliyor. Medyanın dayattığı güzellik ideali sadece kadınların % 5'inin sahip olduğu bir özellik. Ancak geri kalan % 95 bu % 5'lik kesim gibi görünmeye zorlanıyor (Brownell, 1991).

Tedavi:
Psikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi, yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi, vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi, özgüvenin oluşturulması, kişilerarası sorunların belirlenip, çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.